27 Aralık 2010

Yürek Burgusu



(Kısaltılmış versiyonu Notos Öykü'de yayımlandı.)

Henry James’in Yürek Burgusu romanı, sürükleyici bir hortlak hikayesi olmasının yanı sıra, alt metnin zaman zaman metnin önüne geçtiği, ne dediğinden çok ne demek istediği üzerine kafa yorulmuş, tartışılmış bir eser olmasıyla tanınıyor. Bir papaz kızı olan öğretmenin, zengin ve güçlü bir adamın yetim yeğenlerine bakıcılık göreviyle taşrada ‘saray gibi’ bir eve taşınmasıyla başlıyor hikaye. Çocukların (Miles ve Flora) amcasından etkilenen, bu ‘aşk’ı yenmeyi başaramayan öğretmen, teselliyi çocuklarda buluyor. Evdeki mutlu hayatları ise, öğretmenin kendinden önceki mürebbiyenin (Bayan Jessel) ve eski yardımcının (Quint) hayaletleriyle karşılaşmasıyla gölgeleniyor. Öğretmen, çocukların amcasının gelip onları kurtaracağı umudunu kaybetmeden, evin kahyası Bayan Grose’yi de yanına alarak, kendini hortlaklarla savaşmaya, çocukları onlardan korumaya adıyor. Bu basit yapının altında ise, ancak bir Henry James romanında görülebilecek kadar karmaşık ve derin katmanlar, psikolojik tahliller ve ironi var.

Gotik roman, her şeyin ‘mantıklı’ bir açıklaması olduğunda direnen, materyalizmi yeni din ilan etmiş, bilinmez ve gizemli olanı yok sayan aydınlanma çağına bir tepki olarak doğmuştur. Yürek Burgusu’nun kahramanı öğretmen, baba evini terk ettikten sonra yerleştiği yeni evde ‘açıklanamaz’ olan tarafından avlanır. Öğretmenin babasının papaz olması tesadüf değildir elbette. Kendisi ise şüpheci ve ‘bilgili’ biri olarak, aydınlanmanın tarafındadır. Ancak son derece zeki ve kibar olan çocuklara öğreteceği fazla bir şey yoktur, öğretmenlik gibi ‘basit bir görev’ onu tatmin etmemektedir. Hortlaklarla karşılaşan öğretmen, bilimle açıklayamadığı bu ‘şey’ karşısında dehşete düşer. Belki de bile isteye, onları kendisi çağırmıştır çünkü asıl görevi bundan sonra başlar: Ne pahasına olursa olsun, çocukları korumak zorundadır.

Ünal Aytür’ün kitabın önsözünde açıkladığı gibi, kitabın tartışma yaratan ve eleştirmenleri ikiye bölen tarafları vardır. Öğretmenin ‘güvenilmez anlatıcı’ olması, işleri karıştırmaktadır. Hortlakları gerçekten görmüş müdür yoksa uyduruyor mudur? Çocukları kötülükten korumak mı ister yoksa onlara eziyet etmek mi? Roman, iyilik ve kötülüğün savaşı olarak bir dinsel alegori midir yoksa bir kadının bastırılmış cinselliğinin, iç dünyasının tahlili mi? 19. yüzyılın sonunda, Freud’un Rüya Tabirleri’ni yayınlamasından iki yıl önce yazılmış Yürek Burgusu’nu, bugün (Lacan sonrası) o dönemin okuyucularının aksine, sadece bir hortlak hikayesi olarak okumak mümkün değildir. Ama şunu da biliyoruz ki, hortlakları gerçekten görmüş olup olmadığı, hiç önemli değil. Nasıl psikanalizde ‘hasta’nın neyi anlattığı, bunu anlatırken dürüst olup olmadığı önemli değilse, önemli olan yalnızca olayın hasta üzerinde bıraktığı etki ve hastanın bunu ifade etme biçimiyse, Yürek Burgusu’nda da, hortlaklardan ziyade, öğretmenin onları algılayış ve izlenimlerini ifade ediş biçimi önemlidir. Henry James’in Freud’a olan yakınlığı, aynı zamanda kardeşi William James’in de ünlü bir psikolog oluşu, hikayenin psikanaliz açısından zengin ve eğlenceli bir metin haline gelmesinde etkili olmuş olsa gerek.

Yine önsözde belirtildiği gibi, romanda olaylar öğretmenin ağzından, ‘yansıtıcı bilinç’ tekniği kullanılarak (anlatıcının algısı gerçek kabul edilerek) sunulmuştur. Burada anahtar kelime olan ‘yansıtıcı’, tüm romanın şemasını çıkardığımızda bize yol gösterir, roman yansıtmalar ve yansıtma yoluyla eşleştirme üzerine kurulmuştur: ‘Tuhaf’ mizaçlı babasının evini terk eden öğretmen, zengin, çekici ama asla bir ebeveyn olamayacak kadar sorumsuz amcayla tanışır. (Babası hakkında öğrendiğimiz tek şey ‘tuhaf’ olduğudur, ama James bu kelimeyi öyle bir zamanda, öyle bir yere yerleştirir ki, çağrışımlarının cinsellik yüklü olması kaçınılmazdır.) Annesinin yokluğunda babasıyla eşleşmiş olan öğretmen, babasının aynası olmaya maruz bırakılmıştır. Amcayla tanıştığında ise onu o kadar arzular ki, bu arzu dile getirilemeyen hazza, acıya ve ‘yürek burgusu’na dönüşür. Adamı asla elde edemeyecektir. Ama hayalinde kendini amcayla eşleştirir. Eve yerleştiğinde işler karmaşık bir hal alır. Evin kahyası, hayatında taşradan dışarıya adımını atmamış, okuma yazma bilmeyen ve cahilliğine çokça vurgu yapılan Bayan Grose, kolayca etki altında kalan biridir ve hortlakları gördüğünü söyleyen öğretmene inanır, ondan asla şüphelenmez. Onun ‘eşi’ ise kitapta adı geçen nadir karakterlerden biri, postacı Luke’dir, evde dış dünyayla (amca ile) bağlantısı olan tek kişi. ‘Melek yüzlü’ çocuklar Miles ve Flora eşleşmişlerdir. Miles yatılı okuldan atılmış, eve dönmüştür. Flora ona tapmaktadır. Quint ile Bayan Jessel ise ‘kötü’ hayaletlerdir. Yaşarken bedenleriyle yaptıkları kötülükleri, öldükten sonra ruhlarıyla, çocukları etkileri altına alarak devam ettirme amacındadırlar.

Öğretmen, eve adımını ilk attığında, gördüğü zenginlik karşısında büyülenir, ama asıl önemli olan, zenginliğin bir ifadesi olan boy aynalarının varlığıdır. Öğretmen, kendini (bedenini) ilk kez tepeden tırnağa görebildiği bu aynalardan dehşete kapılır. Bastırılmış olanla yüzleşilmiştir, arzulananla karşılaşma kaçınılmazdır artık. Ama amca ortalarda yoktur, bu yüzden onun kıyafetlerini giyen, onun gibi ‘serseri’ ama –arzudan duyulan suçluluk ve cezalandırılma isteği sonucu- ondan daha ‘kötü’ birine ihtiyaç vardır. Öğretmen, Quint’in hayaletini görür. Hemen sonrasında, kendini eşleştirdiği bedensiz ruhtan utanır ve Bayan Jessel’in –Quint’in asıl eşinin, beraber ‘kötülük’ yaptığı kadının- hayaletini görür. Hortlaklar, çocukları kötülüğe sürüklerler (ne yaptıkları asla söylenmez, okuyucuya bırakılmıştır ve bu sessizlik, cinsel çağrışımlarla doludur), Quint Miles’i, Bayan Jessel ise küçük kızı, Flora’yı alır. Öğretmenin kendine eş arama sürecinde Quint’ten sonra sıra Miles’e gelmiştir. Öğretmen bunun üzerine Flora’yı safdışı bırakır, onu evden gönderir. Miles onundur artık. James Miles’ten bahsederken, onun erkekliğine vurgu yapar ve çocuklara atfedilen masumiyetle dalgasını geçer. Öğretmenin Miles ile olan ‘hastalıklı’ ilişkisi, onu kötülüğün ta kendisi haline getirir. Öğretmen, çocuğunu koruyan anne konumuna gelerek, eşleştirmeyi tamamlamış, her şeyin ‘tuhaf’ kaynağına, babasına dönmüştür.

Yürek Burgusu, sessizliğin, hakkında konuşulamayacak kadar tekinsiz olanın romanıdır. Hortlaklar öğretmenin cinselliğe dair korkularının vücut bulmuş hali olabilirler ama ortada bir vücut yoktur, bedensiz (cinsellikten yoksun) varlıklar vardır. Öyleyse neden tehlikelidirler? Öğretmen onları şimdiki halleriyle değil, geçmişleriyle değerlendirdiği için korkar onlardan. Bu kadın ve erkek, yaşarlarken çok ‘kötü’ şeyler yapmışlardır. Ama geçmişleri hakkında konuşulmaz. Aynı şekilde, öğretmen kendi geçmişinden de asla bahsetmez ve okuldan atılan Miles’in, ne gibi bir kötülük yapmasının sonucunda eve yollandığı da bir türlü söylenmez. (Miles bir şey ‘söylemiştir’ ve okuldan atılmıştır, sadece bunu biliriz) Hakkında konuşmamak, bastırmaktır. Yok saymaktır. Aynı zamanda Lacan’a göre, ‘baba’nın dünyasına girmeyi ve onun dilini konuşmayı reddetmek demektir. Bunu yapamayanlar geçmişlerini ‘gömmeyi’ başaramazlar, ve uygun bir biçimde gömülmeyen geçmiş, her zaman, hortlayarak geri döner.

0 yorum:

Yorum Gönder