
Kriminoloji tarihinin en önemli figürlerinden biri olan İtalyan doktor Cesare Lombroso odasına kapanıp idam mahkumlarının kadavralarını incelerken, tıpkı Mary Shelley’in kahramanı Dr. Frankenstein gibi, bir canavar yarattı. Frankenstein’in canavarının ismi yoktu, Lombroso’nun canavarı ise ‘kriminal antropoloji’ ismiyle tarihe geçti.
Lombroso’nun Darwin’in evrim teorisinden etkilenerek oluşturduğu bu pozitivist kriminoloji teorisine göre, suçlular doğuştan gelen birtakım fiziksel özelliklere (stigmata) sahiptiler. Lombroso’nun ‘doğuştan suçluluk’ teorisini dayandırdığı atavizm (soyaçekim), onun suçlularda vahşi ve ilkel insana ait özelliklerin bulunduğunu ve onların dürtülerine söz geçiremeden, yani ellerinde olmadan suç işlediklerini ya da suç işlemeye yazgılı olduklarını savunmasına olanak veriyordu. Bilim nihayet ‘alınyazısı’nı da anlamlandırmayı başarmıştı. ‘Sosyal biyoloji’, yani ruhsal ve fiziksel özellikler arasında bağ kurularak yapılan karakter incemeleri (C.S.I dilinde ‘profil çıkarma’), Lombroso ve takipçilerinin bireyi suçlu olarak damgalamaları için mükemmel bir araç olmuştu: Gözler ruhun aynasıydı elbette; tabii iri göz çukurları, vücuttaki kıl azlığı, yüzdeki asimetri, küçük kafa tası, kıvırcık saç, büyük kulaklar ve iri elmacık kemikleri de öyle.


Lombroso insan doğası ve ‘katil doğanlar’ üzerine kafa yorarken, suç işlenmesinde çevresel koşulların ve özgür iradenin rolünü yadsımıyor, ancak küçük görüyordu. Ona göre suçluların çoğu, atalarından miras aldıkları korkunç ruh (ve beden) tarafından bir kukla gibi yönetiliyor, kendilerini dizginleyemeden, kendilerinden geçercesine suç işliyorlardı. Mahkumları incelerken suçlu kadınların suçlu erkeklerle evlenmeye meyilli olduklarından, dolayısıyla bir sürü suçlu çocuk doğuracaklarından endişeleniyor, sonra evrimin zaman içinde nasıl olsa bu ‘arıza’ların kökünü kazıyacağını düşünerek rahatlıyordu. Karanlık odasında, raflara dizilmiş boy boy kafa tasları arasında çalışan Doktor Lombroso, tıpkı Dr. Frankenstein gibi, aydınlanma çağının karanlık yüzüydü.
Elimde Lombroso’nun “Suç İşleme – Sebepleri ve Önlenmeleri” isimli eserinin 1935 tarihli baskısı bulunuyor. Türkçeye tıp fakültesi doçenti Dr. Sadi Anadolu çevirmiş (İstanbul Sebat Basımevi, 1935) ve bir de önsöz yazarak, Lombroso’nun ‘suç ve ceza hakkındaki ortaçağ görüşlerine kesin darbeyi indirmiş olduğu’ndan söz etmiş. Belki de bilimin hayatı kolaylaştırmaya (suçluyu bir bakışta tanımaya) hizmet edebileceği, her şeyin –şimdi olmasa da yakın bir gelecekte- bilimsel olarak açıklanabileceği varsayımı yüzünden, Lombroso’nun teorileri o dönem gerçekten de Avrupa’da çok popüler olmuş. Zamanında hukuk fakültelerinde de okutulan bu kitapta, hepsi de ‘bilimsel verilere ve istatistiklere dayanan’, kriminolojinin yani suç biliminin aslında bir ‘suçlama bilimi’ olduğunu kanıtlayan, sonradan Avrupa’da biraz da suçluluk duygusunun etkisiyle ‘ırkçı’ ve ‘faşist’ olarak damgalanıp ‘çürütülmüş’ birçok yargı ve görüş var. Bunlar benim seçtiklerim:

“Siyah saçlılarla meskun olan yerlerde katiller yüzde yarım olduğu halde sarışınlarla meskun olan yerlerde yüzde altıdır.”
“Irkın suçluluğa etkisi Yahudi ve çingenelerde büsbütün belirlidir. (...) Yahudilerin özel suç işleme şekilleri vardır. (...) Çingeneler kıyacı bir ırkın yaşayan örneğidir. Grelman der ki (...) çingeneler en az emekle yaşamaya çalışırlar. (...) Yalan yere yeminle birbirlerini bile aldatırlar, nankördürler, gaddar ve korkaktırlar. (...) Ayakları çıplaktır, fakat işlemeli gömlek giyerler. (...) Hiçbir ahlakları olmadığı halde batıl inanışları vardır.”
“Kalpazanlık alkol ucuzladıkça azalmıştır.”
“Çin afyon tiryakileri alakasız, öldürmeğe ve intihara mayyaldırlar.”
“Stanley Afrika’da Ruga-Ruga isminde bir hırsız kabileye rasgelmiştir ki pek fazla miktarda hachich kullanıyorlar.”
“Hırsızların yüzde 32.4’ü, çapulcuların yüzde 23.1’i, ahlaksal suçluların yüzde 21’i, yalancı şahitlerin yüzde 13’ü, kundakçıların yüzde 12.9’u, alışkın suçluların yüzde 30’u, tesadüfi suçluların yüzde 17.5’i piçlerdir.”
“100 kıyacıdan dördünün anası, üçünün babası, altısının kardeşi deli, dördünün kardeşi saralıdır.”
“Öldürme ve sahtekarlıkta erkek suçu fazladır. (...) Kadının öldürme ve yaralama suçlarında daha az alakadar olması vücudunun zayıflığından ileri gelir. Bir ölütü tasarlamak, hazırlamak ve yapmak yalnız bedensel güç değil muayyen bir zeka seviyesine de muhtaçtır ki bu da kadında yoktur.”
“Londra’da 30 yaşından aşağı kadın suçluların yüzde 80’i ve 30’undan yukarı kadın suçluların yüzde 7’si fahişelerdendir. Bu da fuhuşla suçluluk arasındaki sıkı bağlılığı gösterir.”
“Her iki cinste, bilhassa kadında, en ağır suçlar kültürün en aşağı olduğu yerlerdedir.”
“Bekar kadınlarda suç işleme fazladır.”
“Sıcak iklimin suç işlemedeki rolünü ortadan kaldıramayız, fakat bu tesiri tadil edecek çareler bulabiliriz. Kanunlarda iklimin etkisini göz önünde tutmak gerekir. Söz gelişi, on iki yaşında bir kıza yapılan zina güney ve kuzey memleketlerinde aynı muameleyi görmemelidir. Çünkü cinsel erginlik yaşı farklıdır.”
Tüm korkunçluğuna ve gülünçlüğüne rağmen, bu ‘veri’leri yazıldıkları döneme göre değerlendirmek zorundayız. Lombroso’yu kötü niyetli bir ırkçı olarak karikatürize edip onun eski zamandan kalma tehlikeli ‘nefret söylemi’ne gülüp geçmek, bu tip yargıların geçmişte kaldığını varsayarak içimizi yok yere rahatlatmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu da, bugün etnik kimliklerin, cinsiyetin ya da fiziksel özelliklerin ayrımcılığa vesile olmadığı, kimsenin ‘potansiyel’ suçlu olmadığı ya da ‘herkesin eşit derecede potansiyel suçlu olduğu’ bir dünyada yaşadığımız yanılsamasını doğuracaktır. Asıl tehlikeli olan, siyaseten doğruculuktan bihaber çılgın bilim insanları değil, bugün siyaseten doğruculuk maskesi altında gizlenmeye çalışılan benzer yargıların varlığını sürdürmesidir.
Teşekkürler, bu ilgimi çeken yazınız için...
YanıtlaSil