Adam denizden çıktı. Öyle, birden bire. Nereden geldiğini bilmiyordu Elenor. Kıyıda sudan çıkmış balık gibi çırpınırken ondan ne beklediğini de.
Elenor kölelik görevi gereği, soyluların çini testileriyle sırtında litrelerce su taşımıştı. Ama adamı taşıyamadı. Bedeni şişmişti, ağırdı. İçinin tamamen boşaltılması gerekiyordu. Elenor bıçağı aldı.
Adamın dışını temizledi. Önce istiridyeler.
Adamın içini temizledi. Önce bağırsaklar.
Sonra karaciğer, dalak, safra kesesi, mide ve akciğerler. Sonra, içinde ne varsa. Ve en son, kalbi. Elenor, adamın hala atan kalbini ellerinde tuttu ve yanaklarına bastırdı. Sıcaklığı ve müziği yüzünde hissetti. Yavaşlayan ritmi. Onu dikiş kutusuna sakladı ve adamın içini yeni içlerle doldurmak için gereken malzemeleri toplamaya koyuldu.
Geceyarısı, ay doğduğunda adam yeniden hayat buldu. Konuşamıyordu, ama gözlerinde çok şey gördü Elenor. Savaşı, yıkımı, açlığı, acıyı gördü. Bir de katıksız sevgiyi. Sevginin gerisinde formüller vardı. Fizik formülleri. Sayılar. Elenor’un hiç bilmediği gizemli işaretler.
Adamı lahanaların arasına sakladı ve kuyuya koştu. Kafası karıştığı zamanlar kuyuya giderdi. Fısıltıları dinlemeye. Biraz daha gözyaşı akıtmaya. Tuzun, yılanların gözlerini yakacağını umarak avunurdu.
Fısıltılar, adamdan uzak durmasını söylediler. Başkaldırmamasını. Kaderine boyun eğmesini. Düzeni kimsenin ve hiçbir büyünün değiştiremeyeceğini. Fısıltılar, Elenor’a, adamı gömmesini söylediler.
Adam kalpsizdi. Kalbi uykudaydı. Yine de.. sevebilir miydi? Elenor bu sorunun cevabını öğrenmek için adamı konuşturmak zorundaydı. Hayattayken, yani gerçekten hayattayken çağının en büyük bilgini sayılan bu ünlü fizikçiye her şeyi yeni baştan öğretmek zorundaydı.
Adam günlerce, gecelerce uyudu. Formüller, sayılar, sözcükler ve hatıralar geri geldiler, kafasına yerleştiler. Uykusunda, lahanaların arasında, Elenor’un ismini sayıkladı. Elenor adamı duymadı.
Konuşmaktan vazgeçtiklerinde, konuşmanın başka biçimleri olduğunu da keşfettiler. Dikiş kutusundaki kalp, bedenlerinin ritmine ayak uydurmaya çalışır gibi, ağır ağır atmaya koyuldu. Elenor, hissettiği şeyin bir formülü olup olmadığını merak etti.
Sessizliğin içinden kuyu, asıl kalpsiz olanın Elenor olduğunu fısıldadı. Hiçbir kötülüğün cezasız kalmayacağını. Kölelerin köle edinemeyeceğini. Büyülerin işe yaramayacağını. Ve adamın onu bu adadan kurtaramayacağını. Hanımefendi dikiş kutusunu bulduğunda ve kalbi domuzların önüne attığında, Elenor...
Yılanlar domuzları dinledi. Önce homurtular.
Sonra çığlıklar. Ve gözyaşı.
Hanımefendi, boynunu saran incileri okşadı ve eğlencesine devam etti.
nefis bir şey bu!
YanıtlaSilteşekkürler..
YanıtlaSil